Pusulası şaşmış, rotası bozuk bir gemiydi ruhum.

Alaboralar arasında, fırtınalara direniyordu pervasızca.

Dur dedi bir ses, bu dalgalar boyunu aşıyor.

Tek başına hangi dalgaya meydan okuyorsun.


Soğuk terler boşanıyordu gözlerimi açtığımda. Dışarıda deli-dumrul bir fırtına, sığınacak yer ararcasına penceremi zorluyordu. Gecenin zifiri karanlığında gözlerimde bir sancı, ellerimi bile göremiyordum. Masanın üzerinde duran bardağımı bulmaya çalıştım ürkek bir çocuk gibi. Sanki bu oda benim odam değildi, yabancı geliyordu herşey. Bardağımdan kana kana içtiğim su boğazımı yırtarak ilerledi. Fırtına şiddetleniyor, hiddetleniyordu amansızca. Yavaşca doğrulduğum yatağımda, başımı tekrar koydum yastığıma. Derin bir nefes çiğerlerimi doldururken burnuma ilişen o kokuyla irkildim. Göğsüme saplanmış bir hançer misali sızısını hissettim, yaralarımın.

Fırtınalar da ne ki, ben kaç mevsimi bu gemiyle devirmedim mi ?

Güverteye her su doluşunda, o suyu bile sahiplenmedim mi?

2 saattir uyanığım. Kabuslar uykumu böldü, kaçıncı uykusuz gece bilmemki ? Beyhude yalnızlık sanrıları paramparça etmiş ruhumu. Ya bende rüya görmek istiyorum, kabuslarımdan arınıp denizi, maviliği, yeşilliği görmek istiyorum. Titreyerek çığlıklarla değil, gülümseyerek uyanmak istiyorum.

….

Not : Devam edecek…